Merhabalar,
Haftasonu evde neler yapıyoruz?
Duyu havuzumuz yok, duygusuz bir ananın çok duygusal kuzusu kendini şu şekillerde eğliyor ; kitap okumak (anası ona ne okursa okusun bildiğini okumak:), hayvanlarından şanslı talihli olanını elinde ordan oraya gezdirmek ve gün içerisindeki tüm aktivasyonlarına dahil etmeye çalışmak...
Bir sabah da kahvaltıyı uzun bir seramoniden sonra tamamlayabilip mutfağı böceklerden korunmak üzere yiyecek artıklarından temizlemek ve üzerimizi başımızı insan içine çıkılacak hale getirmek amacıyla Su kuzumu eğleme aracı olarak çok sevdiği mercimekleri seçtik. Daha doğrusu o seçti. Mutfak rafında daha önceden oyun için ayırdığımız yemeklik statüden oyunluk - evde dağınıklık statüsüne geçen mercimeklerinin kavanozunu istedi. Dağıtıyoruz ama sınırlar içinde:)!!! diyerek ondan tepsisini getirmesini istedim, kuzum, kuzu kuzu getirdi. oyunun sonunda tepsinin sadece dekor olduğunu gördük ama zaten bu önceden tahmin edilebilir birşeydi:) Bu gibi durumlarda artık çok da ev düzenini takasım yok, salmışım zati...
Hatta dağınıklığımızın belgelenmesine ve afişe edilmesine tanıksınız:) buyrunuz mercimek oyunu hallerimiz.
Bu muhteşem eğlencemiz sadece 20 dakika kadar sürdü sanırım, Sonra tabiiki kendimizi dışarıda bulduk:)
Sevgiler...
22 Eylül 2012 Cumartesi
18 Eylül 2012 Salı
Günler geçiyor- KuzuSu büyüyor
Merhaba,
Kuzu bir büyüyor, her gün bir yeni yeni cilveler, tavırlar, ben hep yaşıyorum, anlatmaya vakit kalmadan kendimi ertesi sabah Su kuzumun yatağından kalkarken buluyorum.
Ayse anneanne, Oukku dede, (neyseki son iki haftadır) babaanne, abisi, atti sözlüğün ilk sıralarında. Adını Sue şeklinde telaffuz etse de onu da öğrendiği için mutluyuz:) Okul arkadaşlarından çok bahsetmez kuzum ama dilli düdük saatindeyse isimlerini saydırmak mümkün oluyor. Bir de tabii ki bizim anlayamadığımız ama onun çok iyi konuştuğu kendi dünyasının dili var ki her gün sürekli bir şeyler ekleniyor o dünyaya, dolayısıyla her akşam biz işten geldiğimizde anlatacak çok şey çıkıyor.
Uçağa bindiğimizden yürürken nerede olursak olalım uçak görüp, evdeysek duyduğumuzda pencereye koşup gözden kaybolana kadar izliyoruz. Uçak taklidi yaparak evde dolanmak, eline BİM'den alınma minik bir uçakla uçak sesi çıkartarak vakit geçirmek son haftaların favori oyunları.
Bir de kuzunun araba, kamyon,tren sevdası...İki minik uçuçböceğini arabasına bindirip (Abisini arabası:) ordan oraya gezdirir durur...Haftasonu neler yaptın derseniz Su'yun yemediği yemekleri yapıp (özellikle değil tabi ben yaptım o yemedi:( geri kalan vakitte de onunla oyun oynadık.
Haftaiçi resim yapma hevesini okulda iyice giderdi sanırım:) Dolayısıyla bu haftasonu tüm boya kalemlerini eve taşımış olsak da daha çok hamurdan yemek yaptık, kuş yaptık,Köydeki ev için Praktiker ve Carrefourda yürüdük yürüdük yürüdük ama yorulmadı kuzumuz??? Ertesi gün hayvanat bahçesine gittik, arabasına binmemek için inat ettiği için 2 saati aşkın yürüdü. Oto koltuğuna poposu değer değmez gözleri kapandı diyebiliriz. Sonra ne oldu? eve 15dk sonra girer girmez yatağına değdiği gibi gözleri açtı, acık sol acık sağ, sonra zıpla ayağa...Orda burada sürünmekle yetinemeyip en sonunda saat 6 sularında atti diye diye dışarı atıp kendimizi koltuğuna oturmamak için inat edip Bostanlı iskeleye kadar yürüyüp dönerek, Artık girne'nin başında babasının omzuna binmeyi kabullendi inatçı keçim. eve girerken babasının kafasının üstünge minik gözler çoktan kapanmıştı. Artık nasıl yorulduysa ilk 2 saat yatakta dönmedi bile...
Ah güzel kızım,sana yaptığım akşam yemeğini de yiyemeden, sütünü bile içemeden uyudun gittin. Anan seni evde besleme konusunda her haftasonu sınıfta kalıyor. Çok sıkıldım, havlu atmak üzereyim...
Şimdilik bu kadar, kısa zamanda yeni postlar yolda...hergün bir şeyler birşeyler...
Kuzu bir büyüyor, her gün bir yeni yeni cilveler, tavırlar, ben hep yaşıyorum, anlatmaya vakit kalmadan kendimi ertesi sabah Su kuzumun yatağından kalkarken buluyorum.
Ayse anneanne, Oukku dede, (neyseki son iki haftadır) babaanne, abisi, atti sözlüğün ilk sıralarında. Adını Sue şeklinde telaffuz etse de onu da öğrendiği için mutluyuz:) Okul arkadaşlarından çok bahsetmez kuzum ama dilli düdük saatindeyse isimlerini saydırmak mümkün oluyor. Bir de tabii ki bizim anlayamadığımız ama onun çok iyi konuştuğu kendi dünyasının dili var ki her gün sürekli bir şeyler ekleniyor o dünyaya, dolayısıyla her akşam biz işten geldiğimizde anlatacak çok şey çıkıyor.
Uçağa bindiğimizden yürürken nerede olursak olalım uçak görüp, evdeysek duyduğumuzda pencereye koşup gözden kaybolana kadar izliyoruz. Uçak taklidi yaparak evde dolanmak, eline BİM'den alınma minik bir uçakla uçak sesi çıkartarak vakit geçirmek son haftaların favori oyunları.
Bir de kuzunun araba, kamyon,tren sevdası...İki minik uçuçböceğini arabasına bindirip (Abisini arabası:) ordan oraya gezdirir durur...Haftasonu neler yaptın derseniz Su'yun yemediği yemekleri yapıp (özellikle değil tabi ben yaptım o yemedi:( geri kalan vakitte de onunla oyun oynadık.
Haftaiçi resim yapma hevesini okulda iyice giderdi sanırım:) Dolayısıyla bu haftasonu tüm boya kalemlerini eve taşımış olsak da daha çok hamurdan yemek yaptık, kuş yaptık,Köydeki ev için Praktiker ve Carrefourda yürüdük yürüdük yürüdük ama yorulmadı kuzumuz??? Ertesi gün hayvanat bahçesine gittik, arabasına binmemek için inat ettiği için 2 saati aşkın yürüdü. Oto koltuğuna poposu değer değmez gözleri kapandı diyebiliriz. Sonra ne oldu? eve 15dk sonra girer girmez yatağına değdiği gibi gözleri açtı, acık sol acık sağ, sonra zıpla ayağa...Orda burada sürünmekle yetinemeyip en sonunda saat 6 sularında atti diye diye dışarı atıp kendimizi koltuğuna oturmamak için inat edip Bostanlı iskeleye kadar yürüyüp dönerek, Artık girne'nin başında babasının omzuna binmeyi kabullendi inatçı keçim. eve girerken babasının kafasının üstünge minik gözler çoktan kapanmıştı. Artık nasıl yorulduysa ilk 2 saat yatakta dönmedi bile...
Ah güzel kızım,sana yaptığım akşam yemeğini de yiyemeden, sütünü bile içemeden uyudun gittin. Anan seni evde besleme konusunda her haftasonu sınıfta kalıyor. Çok sıkıldım, havlu atmak üzereyim...
Şimdilik bu kadar, kısa zamanda yeni postlar yolda...hergün bir şeyler birşeyler...
17 Eylül 2012 Pazartesi
Başka bir okul mümkün!!!
Başka bir okul mümkün sevgili okurlar,
nasıl mı?
"İlk BBOM Okulları Eylül 2013’te Açılıyor!
http://baskabirokul.blogspot.com/
BBOM, 2010 yılından beri internet üstünden blog tutuyor ve nasıl olduğunu ilerleyen tüm aşamaları, çalışmalarını şeffaf bir şekilde sunuyorlar. Çocuklarımız geleceğimiz diyoruz da onların geleceği için endişe duymuyor muyuz? Ben şahsım adıma diyebilirim ki çok çok çok şüphelerim var başlarına gelecekler konusunda.
BBOM oluşumuna dahil olmayı çok isterdim. Antalya ve Ankarada bu oluşuma destek verip fikri anlamda aynı örgütlenme yolunu paylaşan gruplar facebookda paylaşımlara başlamışlar.
İzmir'de neden olmasın?sizin oturduğunuz yerde neden olmasın?
Haydi, bu oluşumun yayılmasına yardım ederek çocuklarımızın daha özgür gelecekte yaşamasına çalışalım.
Can Uçkan Yüksel
nasıl mı?
"İlk BBOM Okulları Eylül 2013’te Açılıyor!
Başka Bir Okul Mümkün (BBOM) Derneği; Çocuk Haklarına Sözleşme’sinde belirlenen hakları hayata geçiren, çocukların kendilerini gerçekleştirmelerini sağlayan, katılımcı demokrasiyle yönetilen, ekolojik dengeye saygılı ve ticari kar amacı gütmeyen okullar kurmak; bu eğitim anlayışının yaygınlaştırılması ve benzer başka okulların hayata geçmesi için model teşkil etmek vizyonu ile üç yıl önce yola çıkmıştı. 2013-2014 öğretim yılında İstanbul ve Muğla/Bodrum'daki BBOM okullarının öğretime açıyoruz.
Takipçilerimizin bildiği üzere, okulumuzun kuruluşu için somut adımlar attığımız bir döneme girdik. Kooperatifimizin kuruluşu da bunun ana aşamalarından biriydi. “Başka Bir Okul Mümkün!” dediğimiz için, bunca zamandır yaptığımız çalışmalarla okulumuzu öğrencileri, öğretmenleri, tüm çalışanları, ebeveynleri, binası, bahçesi ile bir araya getirmenin eşiğindeyiz artık. Bu süreçte hepimiz işlerinden, evdeki sorumluluklardan, çocuklarımızla, dostlarımızla geçireceğimiz zamanlardan arttıra arttıra emek harcadık. İlk BBOM Okulları Eylül 2013’te açılıyor.
7 Ekim 2012 Pazar günü İstanbul’da kapsamlı bir tanıtım ve dayanışma toplantısı düzenliyoruz. Kolektif çalışma yapımıza dahil olmak isteyen yeni gönüllülere geldiğimiz aşamayı aktarmak, BBOM Eğitim anlayışını tanıtmak, İstanbul BBOM Okulunun açılışa dair süreci, katılım koşullarını paylaşmak amacıyla yaptığımız bu toplantıya “Başka Bir Okul Mümkün!” diyen herkesi bekliyoruz.
Tarih: 7 Ekim, Pazar Toplantı saati: 15:00-17:00 Kokteyl: 17:00-18:00
Yer: Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs Demir Demirgil Toplantı Salonu
Toplantı saatleri sırasında Serkan Kırmızı “Davulumdan Masallar”la çocuklarımızla birlikte olacaktır. (Etkinliğe katılım ücretsizdir.)"
http://baskabirokul.blogspot.com/
BBOM, 2010 yılından beri internet üstünden blog tutuyor ve nasıl olduğunu ilerleyen tüm aşamaları, çalışmalarını şeffaf bir şekilde sunuyorlar. Çocuklarımız geleceğimiz diyoruz da onların geleceği için endişe duymuyor muyuz? Ben şahsım adıma diyebilirim ki çok çok çok şüphelerim var başlarına gelecekler konusunda.
BBOM oluşumuna dahil olmayı çok isterdim. Antalya ve Ankarada bu oluşuma destek verip fikri anlamda aynı örgütlenme yolunu paylaşan gruplar facebookda paylaşımlara başlamışlar.
İzmir'de neden olmasın?sizin oturduğunuz yerde neden olmasın?
Haydi, bu oluşumun yayılmasına yardım ederek çocuklarımızın daha özgür gelecekte yaşamasına çalışalım.
Can Uçkan Yüksel
feribot keyfindeyiz
Merhabalar,
köyde vakit zaten hep aynı dinginlikte. Özellikle Su Ediz abisiyle oyun oynamay alıştı, Ediz onun varlığına alıştı, Su demek dayısının gelmesi demek, haftasonu Su ile ve "mümkünse" dayısıyla oynamak haftasonu rutinine dönüşmek üzere...
Su da köyde çok rahat, taş toprakta yürümek dengesini bayağı arttırdı. Bağda sıra aralarında topraklara bata çıka pek bir güzel yürür, yolunu rahatça bulur oldu.
Ama bu keyifleri bırakıp da haftaiçi anne babanın işe gidip gelmesi, kapalı ortama geri tıkılmaca nasıl olacak? Bu kız nasıl bu kadar içtenlikle gülüyor peki? Çünkü o minik cimcime, haftasonu köy dönüşü yakaladğımız feribotta bir koltuk senin diğeri benim inip binip oyun oynaıp duruyor. O minik cimcime bir dışarı çıkıyor, bir içeri giriyor, koltuklara tırmanıp camdan bakmaya çalışıyor, anne baba peşinden dolanıypruz feribotun dört bir yanını:)İşte bu haftasonlarından bir kaç kare...
Gül yüzün hep böyle gülsün kızım...
köyde vakit zaten hep aynı dinginlikte. Özellikle Su Ediz abisiyle oyun oynamay alıştı, Ediz onun varlığına alıştı, Su demek dayısının gelmesi demek, haftasonu Su ile ve "mümkünse" dayısıyla oynamak haftasonu rutinine dönüşmek üzere...
Su da köyde çok rahat, taş toprakta yürümek dengesini bayağı arttırdı. Bağda sıra aralarında topraklara bata çıka pek bir güzel yürür, yolunu rahatça bulur oldu.
Ama bu keyifleri bırakıp da haftaiçi anne babanın işe gidip gelmesi, kapalı ortama geri tıkılmaca nasıl olacak? Bu kız nasıl bu kadar içtenlikle gülüyor peki? Çünkü o minik cimcime, haftasonu köy dönüşü yakaladğımız feribotta bir koltuk senin diğeri benim inip binip oyun oynaıp duruyor. O minik cimcime bir dışarı çıkıyor, bir içeri giriyor, koltuklara tırmanıp camdan bakmaya çalışıyor, anne baba peşinden dolanıypruz feribotun dört bir yanını:)İşte bu haftasonlarından bir kaç kare...
Gül yüzün hep böyle gülsün kızım...
4 Eylül 2012 Salı
Bir dönemin sonu...
Merhabalar,
bu bölümümüzde 5 gün süren Almanya iş seyahatim boyunca kızımı nasıl özlediğimi ve her fırsatta nasıl ona 2şer 3er bişiler alarak vicdanımı rahat ettrimeye çalıştığımdan bahsetmeyeceğim. Her çalışan anne kuzusundan ayrı geçirdiği her dakikada içgüdüsel olarak daha da bir algıda seçivi olup sürekli yavrusunun hoşuna gidecek birşeyler bulma, çabasında mıdır bilemem ama bana öyle geliyor...
Bensiz geçecek beş gün memeyi unutması, onsuz uykuya dalması ve gece uyanmadan devam edebilmesi açısından önemli bir başlangıç olacak diye planlamıştım. Çünkü her gece 2-3 kez acıklı bir "anne" nidasıyla odasına çağırıp "ne oldu kuzum" diye eğilince de "memmme" diye sayıklayarak yapışır, sonra hiçbirşey olmamış gibi poposunu döner uykuya devam ederdi. Minik vampirin bu gidişatını, 2 yaşını geçtikten sonra benim bir türlü bebeklikte kıvıramadığım kitap okuyarak, masal anlatarak, süt içip uykuya dalma şeklinde bir ritüelle değiştirmenin gerektiğini hissediyordum. Anne memesinde avunmak duygusal olarak bir ihtiyaç ise kendi başına uykuya dalabilme de bu yaşlarda geliştirilen bir davranış ve bunu ebeveyn öğretecekse şimdi zamanı geldi dedim kendi kendime. Çünkü değişimi erteledikçe varolan durum daha kemikleşiyor. Özelikle artan yaş ile kızım akıllandıkça ve süper inatçı karakteri oturdukça değiştirmesi güç bir hal alıyor...
Sabah bir iki saat uyuduğum odamdan çıkıp geldiğimi gördüğünde elinde sütü, babasıyla karşılıklı uzanmışlar Tvdeki Caillou ile konuşuyordu. Beklediğim gibi boynuma sarılma falan olmadı ama hemen bir sırnaşma moduna geçiş ile bana Caillou'nun neler yaptığını anlatmaya başladı. Daha da sokuldu, sarıldı ama öğlene kadar meme diye sormadı, gariptir işten dönünce ilk onlara saldırır, bir süre emince kendine gelir, günlük oyunlara dalarız. İçimden bir "oh" çektim, taa ki ilk istek gelene kadar.
"Eskiden kollarını kaşıyordun, kabuk bağlıyordu yaralar, uff oluyordu ya? işte öyle olmış memeler, hem süt de artık gelmiyormuş" dedim. Bozuldu ve sinirlenip alt dudağı ağlamaya başlama titremesine girdi. Ama ben hemen "Artık her meme istediğinde anneye sıkıca sarılıp saçlarıyla oynayabilirsin, gele bakalım, sarılalım" dedim, hemen sarıldı tabi kuzu gibi.
Gün içinde çarşı, alışveriş, nikah temposu zaten sürekli bir aktivite olduğundan memeyi çok aramadı ama gündüz uykusuna geçiş süreci akşam 6yı buldu. Gece düğünden sonra zaten çok uykusu olduğundan çok mıkırdanmadan azıcık kucak yeterli geldi. İlk gece hafif badirelerle atlatılınca ikinci gecemiz iyi geçecek zannettim. Yanılmışım:)
Uykuya geçiş kısmı şaşırtıcı derece kolay oldu. Bir renkli hikaye kitabıyla ağzına kondurduğum emzik sayesinde öykünün yarısında gelemeden yan dönüp saçlarıma minik ellerini doladı ve gözlerini kapadı. Gecenin 3üne kadar problemsiz uykuya devam. Sonra bir uyanış, pir uyanış, sadece kucağıma alıp evde dolanınca sakinleşiyor. Ama 12 kiloluk bu minik hipoyu ben ne kadar uzun süre dolandırabilirim, ve tut ki dolandırararak uyutmaya alıştı, bu sefer her uyandığında kalkmak istemeyecek mi? Netekim pzt günü de aynı durum tekrarladı. Dünkü gibi kitapla kısa bir sürede uykuya dalış ve aynı saatlerde uyanıp bağıra bağıra ağlamak suretiyle apartmanı ayağa dikme süreci. İşin kötüsü, gece uykulu olduğumdan daha çabuk sinirleniyorum, ve aslında tam da uyanamıyorum, bir yere çarpacağım edeceğim diye de korkuyorum kucağımda debelenen koca çocuk, ev tepiş tepiş eşya, alacakaranlık ve benim yarı açık gözlerim muhteşem tehlike kombinasyonunu oluşturuyor.
Neyse şimdilik bu seyirde devam edeceğiz sanırım. Kızımın inatçı bir karakteri olduğunu doğduğundan beri biliyorum, Bir aslan, bir koç ile birbirine tosa tosa anlaşacak:)Her bebek ve annesi arasında hem uluslararası benzerlikleri bulunan hem de çok çok kendine özgü bir bağ olduğunu düşünmekle birlikte deneyimli annelerden gelecek her yoruma açığım.En azından kendimize göre yorumlayabileceğimiz süreçler öğrenebilirim.
iyi uykular, ve umarım tüm emziren anneler en az benim kadar şanslı olurlar da 2 yaşına kadar doya doya emzirirler...
sevgiler...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


