Sevgili Okur,
bu post kızımın çalışacağı yerlerde bizim başımıza gelen abukluklarla karşılaşmaması için yazılmıştır. Lütfen siz de bunu heryerde duyurmaya çalışın ki aynı durumla karşılaşmayın, karşılaşmayalım. Bunu yapanların "korkusu olalım.
Emziren anne Dilek'in bir haftadır çalıştığı, sabah 8 akşam 6 arası çalışılan, yetinilmeyip haftasonu cmt de çalışılmasını bekleyen İstanbul'da bir yazılım firması arkadaşımı işten çıkarmış.
Sebep: emziren annenin günde 2 kere 15 dk süt sağma rutini onların çalışma rutinlerine uymamışmış(!) Bunu önceden düşünememişlermiş (!).
Oysa aynı firmada işe alırken "sigara içiyor musunuz? Evet mi? - üzgünüz günde bilmem kaç saat elinizde kahve, dudakta sigara orda burda gezinmeniz bizim rutinimize uymuyor" demiyorlarmış. Çevrede sigara tiryakileri aşık atarken mastit geçirdiği için doktora giden arkadaşım işten çıkarılıyor.
Bence işin altında başka çapan oğlu da olabilir mesela sahibin hızım akrabası işe girecektir. En kolay çıkarılabilecek kademede " deneme süresi"ndeki Dilek ilk sırayı almıştır.
Şu anda yapılabilecek şey, sosyal medya gücünü kullanıp bu tip medeniyetten nasibini almamış, çıkarcı mentalitelerin işlettiği firmaları ifşa etmek ve ipini pazara çıkarmaktır. Daha uzun süre çalışıyor olunsaydı, bu tip bir bahane öne sürülerek işten çıkarmak mahkemede çok daha net bir şekilde Dilek'in lehine sonuçlanırdı fakat şu günlerde " deneme sürüşü" yapmak bedava olduğundan, firmalar önüne geleni "deneyip" (suyunu çıkarıp), "çıkan suyun tadı ekşi" deyip bırakıyorlar.
Arkadaşım için çok daha hayırlı olduğunu düşünüyorum. Umarım miniğinin kokusunu istediği kadar içine çekerek büyütür.
Sevgiler,
emziren anneler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
emziren anneler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Ocak 2012 Salı
11 Kasım 2011 Cuma
Anne Dostu Toplum
Merhaba dostlar,
ne zamandır değinmek isteyip vakit bulamadığım, daha doğrusu bahsederken hakkını vereyim istediğimden "geniş zamanlar" beklediğim bir konuya değineceğim. Geniş zaman bulduğumdan değil, bu konu artık iyice aciliyet kazandığı için!
Anne dostu toplum'dan ne anlıyoruz? Annelerin haklarını biliyormuyuz? İşyerinde hor görülüp, değil etik-insani; yasal hakları bile göz göre göre çiğnenirken ağzımız açıp bir kelam edebiliyor muyuz? Ya da bu haklar nasıl oluyor çiğneniyor? kim çiğniyor? Çiğneyenleri de analar doğurmadı, ağaçta mı oldular?
Bu sorular uzar gider de bunların sadece bazılarına cevap niteliğinde olacak aksiyonların alınabilmesi için iş yine "doğuran", "emziren", "çalışıp çabalayıp büyüten" annelere kalacak gibi. Emzirme platformu yeni bir gelişim ile "Anne Dostu Toplum Platformu"na dönüşmek için çalışma halinde....
Bu dönüşüm ile ilgili geniş bilgiyi anne-dostu-toplumdan-ne-anliyorsunuz linkinden bulabilirsiniz.
Ben kendim cevaplarımı vereceğim, buyurunuz tartışalım, gelişelim, çoğalalım!Sesimizi ancak çoğalırsak duyurabiliriz.
Benim annedostu toplumdan anladığım nedir?
Anne dostu toplum, anne adayına ve anne olana önce insan, sonra da anne olduğu için omuzlarındaki doğal sorumlulukların farkındalığıyla yaklaşan toplumdur. Anneden beklentiler anne olduktan öncesiyle sonrası şekliden iki dönemden oluşur aslında ve bunun farkında olan toplum anne dostudur. Anne olduktan sonraki ekstra sorumlulukları, içinde olunan duygu durumunu bilerek anneye maddi manevi destek olabilen toplum anne dostudur.
Kendi başımdan geçenlerden (aile içi deneyimler ve işyeri maceraları) ve yakın zaman önce okuduğum loğusa hikayelerinden sonra Türk toplumunun anne dostu olmaya son derece uzak görüyorum. Bebeğine önce çok sevimli gülücükler atarak karşılayıp ağlamaya başlayınca aynen surat değiştirenler mi, bebek arabası daracık masalar arasından geçerken tekerler bir yere takılırsa yardım edeyim diye yanaşıp offlayıp puflayan çalışanlar mı... neler neler... çocuk giyeceklerine, yiyeceklerine şerefsizce abuk subuk maddeler katarak üretim yapanları..neyse akla gelmesin bile sütümüz kaçar...
Annelerin toplumda karşılaştığı en büyük üç sıkıntıya örnek:
1) Toplumda emzirme son derece namahrem ve anne topluma açık alanda emziremez. Bu akıl almayan ve kadını eve kapayan zihniyetin uzantısı olgu toplumumuzda hala güçlü.
2) Yeni doğan her ağladığında nedense önce anne değil de çevresindekiler tarafından "aç olduğu" kanısına varılarak annenin yetersizliği ve mama gereksinimi öngörülür. Oysa annenin sağlığı ve annenin süt üretimi koşulları düşünülerek destek olunmalı, annesütünün yetip yetmediğinin ölçütü bebek ağlasıyla kıyaslanmamalı.
3) Doğumdan bir ay sonra işyerinden telefon açılıp "ne zaman başlıyorsun?" diye telefonla taciz etmekten, işe başlanınca arşiv odası, depo köşesi, tuvalet gibi yerlerde sütünü sağmaya "izin" vererek evdeki bebeği anne sütünden etmeye çalışmak da gelişen toplumumuzun yeni alışkanlıklarından sanırım.
Anne dostu işyeri dendiğinde aklıma öncelikle annelerin kolay ulaşımında temiz elektrik prizi ve soğutma cihazı bulunan bir emzirme odası tanzim edilmiş olması. Anne dostu işyeri süt iznini topluca kullandırıp, isteyene yasal hakkı olan ücretsiz izni veren işyeridir. Anne dostu olan işyeri, işe bayan alırken onu erkek egemen yapısında ezebileceğini düşünerek değil, onun ileride anne olup iş planını buna göre yapması gerektiğini öngörerek işe alım yapan işe yeridir. İşyeri performans değerlendirilmelerinde anne olunması nedeniyle "performans düşüklüğü" iddia etmeyen, bilakis şirketin yararına esneyen çalışma saatlerini gerektiğinde "anne" lehine esnetebilen işyeri anne dostudur.
Çalışan bir anne olarak işyerinde yaşadığım en büyük sorun emzirme odası olmadığı için sağım yaptığım odalarda rahatsız edilmem oldu. Sağlık nedeniyle ücretsiz izin istediğimde ancak bir hafta sonra kendi ücretli iznimden 15 gün lütufmuş gibi verilip eve gönderilmem de ayrı bir hayal kırıklığı oldu. Çalışan annenin bir sorunu da, Türkiye'nin "ya tüm gün çalış ya hiç çalışma" şeklindeki işyapısı nedeniyle çocuğuna bakmayı öncelik edindiğinde ailenin ekonomik olarak çok etkileneceği gerçeğiyle hep ikilimde yaşamasıdır. Aslında çocuğuna bakmayı öncelik edinmek hala pek çok aile için bir lüks. Oysa hayatta geri gelmeyecek bir zaman dilim aynı zamanda. Acaba kaçımız çocuğuna kendisi bakmak amacıyla, çocuğuna iyi bir gelecek sağlamak için para kazanmayı bir kenara itebiliyor? ya biriktireyim? ya da biriktirmeyeyim ama en bakayım. Bu büyük ikilemde kalmak da en büyük zorluklardan biri. Benim elimde sihirli değnek olsa işte tam buraya bir nokta vuruşu isterdim. Sabah insani bir saatte işe gidip, insani bir süre çalışıp, adaplı bir saatte evime gelip, evin yemeğini hazırlayıp çocuğumu doyurup, evime ve kendime bakmak için insani bir süreye sahip olmak isterdim. Belli çalışma saatinin gerekiyorsa bir süresini ofiste, belli bir süresini evden çalışmak isterdim. İşte sihirli ya bu değnek ne güzel hayaller kurdurttu bana...
Haydi, anne adayı arkadaşlarım, emziren anneler, emzirmiş, çocuğunu büyütmüş ama bu sıkıntıları okuyunca dün gibi hatırlayan anneler, siz de sesimize katılın. Çoğalalım.
Sevgiler.
2 Mayıs 2011 Pazartesi
Emziren anneler Konak Pier'de
Merhabalar,
Size kısacık deli dolu geçen cumartesimden bahsedeceğim. Sabah annemin "dün gece çok düşündük babanla, çok ürktük, sen gel Su'yu bize bırak, arkadaşlarınla eğlen, kafa dağıt, gel" demesiyle beni aldı bir düşünmek.
O ana kadar hep gidebileceğimizi düşünmüştüm ama dikkatinizi çekerse "biz" diyorum çünkü kızımla tek başıma dışarı çıkmak evimizin 1. katta ve merdivenli olması, bahçeden ekstra kaldırıma merdivenlerle çıkılması gibi absürt ama T.C için aslında çok olası nedenlerle çok mümkün olmuyordu. Şu ana kadar da tek başıma ve bebek arabasıyla Su'yu yalnız başıma almış da Karşıyaka'dan uzaklaşmışlığım yoktu. 8,5 ayda bir ilke imza atmanın vakti gelmiş diyerek ve en önemlisi de (aslında bunca laf yalan - o olmasa gaza gelemezdim bu kadar) Melike'nin de Karşıyaka iskelede olacağını öğrenince nasıl olsa 2 kişiyiz diyerek yine heveslendim.
Kızım sabah uykusundayken emziren izmirli anneler grubumuz için Rıhtım restaurantta yer ayırttım. Çantamızı hazırladım. Her türlü mızmızlık hali için wrap slingimi de yanıma aldım.
Tamamen tesadüf, kayınvalidem de zaten bize uğramıştı ve evden iskeleye birlikte gittik. Vapurla Melike, tatlı oğlu Doğu, kızım Su ve kayınvalidemle bir karşıya geçtik. Zaten korktuğum gibi yüksekte kalan vapurlardan değil iskeleyle aynı yükseklikteki eski tip vapurlar çalışıyormuş Konak'a. Sonuç: sorunsuz biniş ve iniş:)
Yolda kızım maalesef aralarında sadece 3 gün olan Doğu ile oynamak yerine çantamızın fermuarına taktı kafayı. Gelirken ikisi de kucaklarımızda sızdılar...
Bize ayrılan yer ilk başta dışarıda ve çok rüzgar aldığı için daha sessiz sakin ikinci katta kendimize bir masacık bulduk ve yerleştik. Gelelim buluşmamıza: birbirimizle görüştük, bebeklerimizi gördük, birbirleriyle tanıştırdık(!), belki 10- 15 cümle ettik. Birbirimizi çok sevdik sevmesine de bebeklerimiz masadakileri ellemesin, kafasını kenarına çarpmasın, yürüyenler yerlerde yuvarlanmasın, merdivenlere koşmasın, bıdı bıdı diye diye, kafalar kazan oldu, oradaki süremiz de doldu:) Herkes üç aşağı beş yukarı birbirinin nerde oturduğunu, ne iş yaptığını öğrendi ama bazılarımız ne yediğini anladı, ne bir şey yemeye cesaret etti:) Ben neyime güvendiysem sandviç sipariş edip, hepsini yedim bile:) Ama bunda kızımın süper usluluk payı büyük. Yavrucağın kucağımda 2 saat gıkı çıkmadı. Aslında hemen hmen hepimizin bebeği ortama uyum sağladı hatırladığım kadarıyla...
Hatice sağolsun hepimizin fotoğrafını bol bol çekti de bu gnümüz tarihe görselleriyle de kazındı, facebookdan indirdiğim gibi aktaracağım.
Bence de bir daha evde buluşalım çocuklardan rahatça yerde oturan otursun, yatana yatak döşek yapalım uyusun, yürüyenler düşse de üstü başı pislenmez en azından, ortalığa çeki düzen veririz onlar için...ben şimdiden evimin salonunu kafamdan kurmaya başladım olası bir bebek baskınına karşın:)
Deniz manzarasına karşı çok da güzel emzirdik, aferim bize kızlar!
Özgürce emziren anne olmaktan, kızım göbeğimde temiz bir bahar günü deniz havası almaktan ve sizinle tanışmaktan çok mutlu oldum:)
Size kısacık deli dolu geçen cumartesimden bahsedeceğim. Sabah annemin "dün gece çok düşündük babanla, çok ürktük, sen gel Su'yu bize bırak, arkadaşlarınla eğlen, kafa dağıt, gel" demesiyle beni aldı bir düşünmek.
O ana kadar hep gidebileceğimizi düşünmüştüm ama dikkatinizi çekerse "biz" diyorum çünkü kızımla tek başıma dışarı çıkmak evimizin 1. katta ve merdivenli olması, bahçeden ekstra kaldırıma merdivenlerle çıkılması gibi absürt ama T.C için aslında çok olası nedenlerle çok mümkün olmuyordu. Şu ana kadar da tek başıma ve bebek arabasıyla Su'yu yalnız başıma almış da Karşıyaka'dan uzaklaşmışlığım yoktu. 8,5 ayda bir ilke imza atmanın vakti gelmiş diyerek ve en önemlisi de (aslında bunca laf yalan - o olmasa gaza gelemezdim bu kadar) Melike'nin de Karşıyaka iskelede olacağını öğrenince nasıl olsa 2 kişiyiz diyerek yine heveslendim.
Kızım sabah uykusundayken emziren izmirli anneler grubumuz için Rıhtım restaurantta yer ayırttım. Çantamızı hazırladım. Her türlü mızmızlık hali için wrap slingimi de yanıma aldım.
Tamamen tesadüf, kayınvalidem de zaten bize uğramıştı ve evden iskeleye birlikte gittik. Vapurla Melike, tatlı oğlu Doğu, kızım Su ve kayınvalidemle bir karşıya geçtik. Zaten korktuğum gibi yüksekte kalan vapurlardan değil iskeleyle aynı yükseklikteki eski tip vapurlar çalışıyormuş Konak'a. Sonuç: sorunsuz biniş ve iniş:)
Yolda kızım maalesef aralarında sadece 3 gün olan Doğu ile oynamak yerine çantamızın fermuarına taktı kafayı. Gelirken ikisi de kucaklarımızda sızdılar...
Bize ayrılan yer ilk başta dışarıda ve çok rüzgar aldığı için daha sessiz sakin ikinci katta kendimize bir masacık bulduk ve yerleştik. Gelelim buluşmamıza: birbirimizle görüştük, bebeklerimizi gördük, birbirleriyle tanıştırdık(!), belki 10- 15 cümle ettik. Birbirimizi çok sevdik sevmesine de bebeklerimiz masadakileri ellemesin, kafasını kenarına çarpmasın, yürüyenler yerlerde yuvarlanmasın, merdivenlere koşmasın, bıdı bıdı diye diye, kafalar kazan oldu, oradaki süremiz de doldu:) Herkes üç aşağı beş yukarı birbirinin nerde oturduğunu, ne iş yaptığını öğrendi ama bazılarımız ne yediğini anladı, ne bir şey yemeye cesaret etti:) Ben neyime güvendiysem sandviç sipariş edip, hepsini yedim bile:) Ama bunda kızımın süper usluluk payı büyük. Yavrucağın kucağımda 2 saat gıkı çıkmadı. Aslında hemen hmen hepimizin bebeği ortama uyum sağladı hatırladığım kadarıyla...
Hatice sağolsun hepimizin fotoğrafını bol bol çekti de bu gnümüz tarihe görselleriyle de kazındı, facebookdan indirdiğim gibi aktaracağım.
Bence de bir daha evde buluşalım çocuklardan rahatça yerde oturan otursun, yatana yatak döşek yapalım uyusun, yürüyenler düşse de üstü başı pislenmez en azından, ortalığa çeki düzen veririz onlar için...ben şimdiden evimin salonunu kafamdan kurmaya başladım olası bir bebek baskınına karşın:)
Deniz manzarasına karşı çok da güzel emzirdik, aferim bize kızlar!
Özgürce emziren anne olmaktan, kızım göbeğimde temiz bir bahar günü deniz havası almaktan ve sizinle tanışmaktan çok mutlu oldum:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
