1 Ağustos 2014 Cuma

Özlemişim...


Doğumdan sonra...
Oh be dedim mi? Bu sefer ilkinden yarım saat uzayınca bitince bir "oh" dedimJ
Sabah doğurup öğleden sonra eve dönünce de sıkı bir emici oldu Ekin oğlan. Kısa sürede de emmeli birlikte yaşam formuna dönüştük.
Aklımda uzunca bir yapılacaklar listesi ile yaşamaya geri döndüm. Sadece azalma yerine listeye sürekli bişiler ekleniyorJ Emzirme seanslarının ilkinde ve doğum sonrası ilk günlerimde hissetttiğim farklılıklarla işte özlediklerim ve özlemediklerim listemJ

ÖZLEMİŞİM;
* Gerinmeyi – ayak parmaklarım ya da baldırım kasılacak diye içim gerilmeden...
* Banyo yapmayı – eğilirsem doğum başlar, ayağıma uzanursam karnımı sıkıştırırım, dur oturayım dur sıcak su olmasın hay hhuy demeden...
* Sırt üstü uzanmayı – hem de hiç ağrı sızı olmadan, bebğin sırtına zarar vereceğim diye kafa yormadan...
* Yan yatmayı – bir yandan ötekine bebeğin yerleşmesini beklemeden hoop diye sık sık dönüvererek...
* “Normal” sıklıkta tuvalete gitmeyi...

Bir süre daha özleyeceğim galiba;
* Uzuuun süreler ( ya da uzun mu oldu acaba diye dşünmeden daha doğru olacak)  banyoda kalmayı;
* Ne kadar süre ne kadar sıvı aldım diye düşünmeden günü geçirmeyi,
* Gece kesintisiz (en azından 2 saatten fazla kesilerek diyelimJ ) uyumayı,
* Akşam herkes yatınca cnbc-e dizisi izleyip ay keşke uyusaydım diye hayıflanmamayı...

Sizin de buna benzer listeniz vardır değil mi analar?

Sevgiler.

14 Temmuz 2014 Pazartesi

Doğdu Oğlan, Geldi Kardeşlik:)

Eveet, doğum oldu, 
hem de beklediğimden 2 hafta önce, 36. haftada:) Ve yine ilkindeki gibi önce suyum geldi, hiç sancı yokken. Güzel ailece yenen bir akşam yemeğinden sonra kızımın yatma hazırlıklarındayken suyum gelince apar topar eşim ve kayınvalidemle köyden hastaneye geldik.
Yolda neyseki bu sefer sancım başladı ve akıllı kocam dk tutmamı hatırlattı. Bana kalsa hala radyoda güzel bişiler bulup kafamı dağıtmaya çalışıyordum:)

İkinci daha kolay derle ama bu sancı çekmek kısmı çok da eğlenceli değilmiş ki ben cidden az çektim. gece 12den sabah 5 buçuğa kadar. tüm gün çekenler falan, yok almıyayım:) Dağına göre kar olayı...
Sabah beş buçukta bir epidural aldıktan sonra oohh....hayat bana bayram oldu,Yine ekip çok tatlı ve sohbetliydi. Doğumhane zaten sohbet ortamı gibi oluyor bir süre sonra:)  7de başlayan doğum ile 7:40da minik Ekin oğlumuz aramıza katıldı. 

tarihe not: 50 cm, 2890 gr.
sarı kaşlı, kısacık sarı kirpikli:)

19 Nisan 2014 Cumartesi

Kara haber tez duyulur.

Dün bir şey daha oldu...
Müzeden çıkışta otobüs'e koştuk, çok da tatlı konuşkan bir şoför amca bizi aslında kartımız uygun olmamasına rağmen kabul etti ve istasyona götürmek için aldı. Cepten maillerini kontrol eden Gamze amcam ile akrabalık bağımı sorunca babaannemin artık dayanamadığını anladım. 

Insan kendini ne kadar hazırlarsa hazırlasın buna alışmak zor ama belki uzakta olmanın belki bu haberi her telefonda bekliyor oluşumla ilgili, kendimden beklemediğim bir metanet sergiledim denebilir. Gamze benden daha çok üzüldü, bu haberi hamile halimle bana duyuran kişi olmaktan. eninde sonunda olacaktan kaçınılmıyor, hepimizin beklediği son aslında. 

İlk torununu gördüğünde hastalığı çok ağır değildi.

İkincisini göremediğine üzüldüm. yukarıdan bizi gözetirsen oğluşu mutlaka gürüyorsundur babaanneciğim.
bana kattıkların çok çok çok fazla, ne yazsam ne desem az, hepsi aslında benim temel taşlarımda...
Cennet olsun mekanın... 
Merhaba,
uzun zaman oldu, hasbi hal edemedik, işler güçler demiyorum, onlar herkesde var...haftada bir gece İstanbul'a gidip ardından eve dönüp iki geceyi yolda geçirince hamilelikten yavaş yavaş etkilenmeye başlayan vücut yorgunluk gösteriyor sanırım.
Akıl zaten bambaşka yorgun. uyku hali geldi geçiyor, vaktim olsa uyuyacağım:) İş yerindeki sorumluluklar aynı anda artışa geçer mi? Geçer, geçti de:) Sürmenajın sınırlarında unutkanlığıma zaten alışmış ailemin yüksek toleransıyla yaşıyorum:)

Nisan başından sonuna koşturmacayla geçti ve araya istanbuldaki okul tatile denk gelince iş gezisini sıkıştıralım dedim. Oh aman çok güzel denk getirmişiz, Avrupanın ülkelerinde olmamak gereken bazı zaman ve yerlere misal Milano ve Paskalya günlerini ekleyebilirsiniz. şehir merkezinde yemek yiyecek yer bulamadık desem? inanılır mı inanın...Sayılı restaurant ve dondurmacının önğnde sıra olunuyordu.

Amsterdamdaki ilk dolu dolu geçen iş günümüzün gecesi şok ile bitti. Otelimiz (!) bir acayip çıkınca kendimizi sabaha ağzına kadar dolu Amsterdam'da cmt gecesi nerede kalabiliriz diye aranıp taranıp  1 geceliğine havalimanında otele attık. Sabah pijamalarımızla kendimizi havalimanına giden takside bulduk yine ve otel odamıza geçemesek de minik ve lezzetli bir sandwich kahvaltısıyla (havalimanındaki girişte sağdaki cafe muhteşem bu konuda:) şehir merkezine çufçufladık.

Soğuk falan demeyip bir sürü turist yine yeniden Amsterdamdaydı. Bu sefer şeytanın bacağını kırıp müze gezebildim ve en sonunda "die nachtwatch" tablosunu ve onun kankaları bir sürü bir sürü ünlü eseri elimden geldiğince dikkatlice inceledim.

Merkeze yakın bir yerde güzel bir öğle yemeği üzerine tekrar gezdik bolca yürüdük, dam square'deki şenliği izledikten sonra da yavaş yavaş otelin yolunu tuttuk:)

Otel odamız 10 numaraydı neyseki ve bize dün geceki saçma sapan tecrübeyi unutturdu... ŞAKA,otel odamız çok güzel olmasına rağmen tabiki unutmadık, ayağımızı hep denk atacağız bundan sonra:)

Şimdilik bu kadar, yarın Milano'ya geçiş var...



11 Mart 2014 Salı

O da gitti...

Merhaba,
Bu giriş kelimesinin bu kadar pozitif anlam içereceğini düşünmemiştim. Oysa içinde bulunduğum ruh durumu yerlerin altında.... "Anne olunca anlarsın" kaynaklı mı yoksa insanlıktan mı sadece? Bir ananın yavrusuna zarar gelince evime koşup kendi yavrumu sıkı sıkı tutası gelen bir tek ben miyim? Kimseler onu benden alamasın diye kollarımı kilit etmek isteyen? Her hasta çocuk haberinde paranoya yapıp kendi çocuğuymuş gibi ağlamaya başlayan bir ben miyim?

Berkin'in annesi nerelere sarılsın? nerelere koysun kafasını, zihinden çıkar mı oğlunun gözleri hiç? Geceleri gelip sormaz mı "neden" diye?

Gözlerim şişti ağlamaktan ama vicdanı kurumuşların eminim içinde bir damla sızı yoktur... Yakan top misali kimin attığı belli bile değil o fişeği, ve hatta trajikomik ülkem fantazinin doruklarında, oradaki hiç kimse ne silahı kullandığını hatırlayamaz halde, beyinlerini ilmişler, rahat rahat evlerine gidip geliyorlar... Nasıl bir kabus ki uyanamıyor ülkem?

Berkin hep uyuyacak, bari sen biraz uyan üllkem...

sevgiler...
acılı aileye de sonsuz başsağlığı....