29 Eylül 2012 Cumartesi

çufçuf heyacanı

Her haftasonumuz ya köy ya köy ya da köy şeklindeydi yazın. İnşaatı kontrol edelim, sıcakta izmir'de naapacağız, Köy daha serin diye diye...Amma velakin havaların normal sıcaklığa gerilemesiyle şehirde de dolaşılabilir oldu yine ve kuzumun çok sevdiği "çuçuf" la dah çok haşır neşir olduk artık.

İşte bir cmt arkadaşımızın nikahına giderken çuçuf tercihimiz ve beklerken gözlerinden mutluluk okunan kuzum:)

Sevgiler...

27 Eylül 2012 Perşembe

Berlin kazan- Can kepçe:) 2

Merhaba,
ilk durağımıza gitmeye ulaşırken beni alıkoyan yine muhteşem bir ışık var. Sıcak, samimi, eğlenceli, ve içeriden kitap kokusu geçilyor. Zaten eski kitapçılara dayanamam, bir de çocuk kitapları mı ne bunlar diye bakarken kendimi içinde bulduğum tatlı mekan; " nimmersatt "


Burada envai çeşit kitap, okuma yazma alet edevat, çocuklar için eğlenceli bir çok grafik desen çalışması aletleri, boyalar, kuklalar... Hele o samimiyet. Fotoğraf için içerisinin azıcık boşalmasını bekledim, ama görüntülediğim minik oğlan ayrılmak bilmedi kitabın başından...

Yola devam dedim ve meğer çok yakşamışım zaten: işte 2. el satış yerlerinden bu yıl keşfettiğim ilk dükkan:MALINKA 


 İçeride koyu muhabbette iki bayan otururken onları çok da rahatız etmek istemedim fotoğraf makinemle, ama pencereden göründüğü sıcak sarı ışıklarla aydınlatılmış yine tatlı bir ortam vardı. Her tarafım bebek- çocuk giysileri, oyuncakları, eşyalarla sarılı olunca zaten bana her yer cennet:) Yağmurluk ve şemsiye, botlar ve lastik çizmeler hemen ortay çıkmış, ikinci el yeniler bir arada. Ben bıradan bir parça alamasam da fiyat karşılatırması yapmak adına yararlı oldu.

Zira çapraz sokağın ucunda diğer ünlü bir 2. el mağazasına doğru yönlendim: Anna Och Larson. Adres tam olarak: Graefestraße 1, 10967 Berlin. ben içeri girdikten bir süre sonra oluşan kalabalıktan durup elbise seçmekte zorlandım. Girenler, eşya getirenler ve arayan-bulup alanlar (ben de ikinci şanslı ksıımdaydım:)...
Fiyatlar biraz daha uygun ve ciddi ciddi içerisi organize edilmiş, Çok güzel ahşap oyuncaklar var, valizde yer bırakılmalı:)

 Şimdi de sizlere daha önceden gittiğim ve bu yılki gezimde gitmeye hiç vakit bulamadığım, seneyi bekleyen adresleri vereyim. Kim bilir benden önce oraya varmak nasip olur, bana sizler yorum dönersiniz:)



1) TROLLBY Kinder Second Hand Laden, Eisenacher Str.78, 10823 Berlin Tel. 030/37587445
2) Klix , Apostel-Paulus-Straße 1, 10823 Berlin


Bu iki adres merkeze daha yakın hatta Berlin'in ortasında sayılır. 2011 yılında ikisine toplamda 1 ila 1,5 saat ayırabilmiştim. Uçağıma yetişmek üzereyken son bir kaçamak yaptığım için fotoğraflayamadım ama iki mekan da çok çok güzel ve kızıma çok güzel sweatshirtler ve tahta oyuncaklar getirmiştim. İkisinin de üzerimde yarattığı etki farklıdır, bu yıl vakit yaratıp gidemedim, önümüzdeki ene internet üstünden tarihler tutarsa özel indirim günleri olduğunu öğrendim!!
Ayrıca trollby'ye çok yakın bir ikinci el bebek eşyaları dükkanı var ki onun adını bulamadım arşatırırken... Sorarsanız göstermemeleri mümkün değil, trollby kadar olmasa da dişe dokunur parçalar bulabileceğinizi düşünüyorum.

3) Pusteblume, Paul-Robeson-Str.3, 10439 Berlin Tel.030/44715907
4) BerLü, Senefelder Str.8, 10437 Berlin   (internet sitesi yok maalesef)

Bu ikisi de birbirlerinie nispeten yakın ve doğu Berlin tarafında yer alıyor.


5) Amitola, Krossener Str. 35, 10245 Berlin Tel. 030/29361871

Şirin ve orta büyüklükte bir mekan  gibi gözüküyor ancak önümüzdeki yer listemde yer alıyor çünkü kaldığım yere çok uzaktaydı... ve sadece ikinci el satışı yok, yepyeniler de mevcut...hatta anladğım kadarıyla sadece satış üzerine değil çocuklara aktiviteler de sunuluyor aynı mekanda, keşke bebeğim yanımda olsaydı diyecxeğimiz bir yer sanırım:)

Şimdilik sizlere ancak iyi yolculuklar diyebilirim:) 
mutluluklar... keyifli alışverişler.



Berlin Kazan - Can kepçe:) 1

Selamlar,
geç bir post ama ancak vakit bulabiliyorum,
Berlin içinde fuar standındaki çalışmalarımı ileride açılak olan şirketimizin blogunda yazarım diye düşündüğüm için buraya girme gereği görmüyorum. zaten sürekli o telvizyonu sil, bunun logosunu yapğıştır, ötekinin yerini değiştir gibi işler çok da önemli değil. Asıl bu yılki Berlin gezimizin önemli noktası benim taksiden inip metroyla insan içine karışma isteğim, bunu yapmaktaki hedef yönelimim, sonuçları:)

Bunca yıl Berlin'e gidince hep otel fuar arası mekik dokuyup, akşamüstleri vakit kalırsa eğer açık müzeye koşturmak suretyile geçirdim günleri. Hatta bir keresinde müze gecesine denk geldik ve göremediğim 1-2 tanesini o arada gördüm gecenin 12sinden 2sine kadar. Ama bu sene geçen sene uçağıma 4saat kala keşfe çıktığım ikinci el mağazalarından o kadar etkilenmiştim ki Berlin gezimin öncesinde internette bulabildiğim ve alamncam olmadığı için de anlayabildiğim kadarıyla 2. el mağazalarını araştırdım. 2. el derken büyükler için  kıyafetlerden bahsetmiyorum zira alman halkının genelinin giyim tarzıyla pek uyuştuğum söylenemez. Ancak bebeklerin kıyafetleri oyuncak ve kitapları 2. el mağazalardan o kadar uygun fiyatlara alınabiliyor ki, tekstil ülkesi türkiyemizin pazarları ile yarışır. Ben de pazara gitmek için vaktim olmadığı gerçeği hatırlanınca berlin benim için bir keşif mekanına dönüşüyor.

Ayrıca metro ile adreslerini netten bulduğum bu meğazalara giderken Berlin'in sadece turistik mekanlarında değil de gerçekte insanların günlük hayatlarını geçirdiği yerleri görme fırsatım oluyor ki benim yabancı bir şehirde en sevdiğim şeydir; şehrin arka yüzünü görmek için ara sokaklara dalmak...

Hadi lafı çok uzatmadan olaya giriyorum, şimdi gezdiğim sokakalar ve en iyi 2. el adresleri:

ilk adres aslında bu değildi ama Metronun Schönlein Str durağında inip karşısındaki Böckhstrasse'ye girdim, yol üstünde çocuk eşyaları ve muhteşem grafik desenler görünce giremeden duramadım tabiiki:) İşte "heimat kinder";




Desenlerini seçtiğiniz şekilde kişiye özel tasarım da yapılıyor, blogunu inceleyebilirsiniz, ancak bana € üzerinden türk parasına çevirince özellikle çok kısa bir süre giyeceği yıllara yönelik parçalar bana gereksiz masraf gibi geldi. Ancak kumaş desenleri de beni benden geçirdi. O desenlerde kumaş belki türkiyede de vardır? Dikiş dikecek geniş zamanlar diledim yine evrenden...

Asıl adreslere doğru devam ettim ve aşağıda güneydoğu Berlin'de çok hoş cafelerin olduğu ve anladığım kadarıyla meskun mahalin ortası bir bölgenin bir kaç sokak manzarası...
 Diefenbach ile Graffe strassenin tam kesişimindeyim ve her köşede cafeler, bisikletleriyle gelip gazetelerini kitaplarını okurken kahve yudumlayan ya da muhabbet edenlerin oturduğu kafeler var. Ama onları çekerek rahatsız etmek istemedim. Biraz da korktum, kabul ediyorum, tek başıma ilk kez buralardayım:)



Bu iki sokaktaki adresleri bir sonraki posta bıraksam? Çok uzadı gitti....

sevgiler.

Berlin Kazan - Can kepçe:)

Selamlar,
geç bir post ama ancak vakit bulabiliyorum,
Berlin içinde fuar standındaki çalışmalarımı ileride açılak olan şirketimizin blogunda yazarım diye düşündüğüm için buraya girme gereği görmüyorum. zaten sürekli o telvizyonu sil, bunun logosunu yapğıştır, ötekinin yerini değiştir gibi işler çok da önemli değil. Asıl bu yılki Berlin gezimizin önemli noktası benim taksiden inip metroyla insan içine karışma isteğim, bunu yapmaktaki hedef yönelimim, sonuçları:)

Bunca yıl Berlin'e gidince hep otel fuar arası mekik dokuyup, akşamüstleri vakit kalırsa eğer açık müzeye koşturmak suretyile geçirdim günleri. Hatta bir keresinde müze gecesine denk geldik ve göremediğim 1-2 tanesini o arada gördüm gecenin 12sinden 2sine kadar. Ama bu sene geçen sene uçağıma 4saat kala keşfe çıktığım ikinci el mağazalarından o kadar etkilenmiştim ki Berlin gezimin öncesinde internette bulabildiğim ve alamncam olmadığı için de anlayabildiğim kadarıyla 2. el mağazalarını araştırdım. 2. el derken büyükler için  kıyafetlerden bahsetmiyorum zira alman halkının genelinin giyim tarzıyla pek uyuştuğum söylenemez. Ancak bebeklerin kıyafetleri oyuncak ve kitapları 2. el mağazalardan o kadar uygun fiyatlara alınabiliyor ki, tekstil ülkesi türkiyemizin pazarları ile yarışır. Ben de pazara gitmek için vaktim olmadığı gerçeği hatırlanınca berlin benim için bir keşif mekanına dönüşüyor.

Ayrıca metro ile adreslerini netten bulduğum bu meğazalara giderken Berlin'in sadece turistik mekanlarında değil de gerçekte insanların günlük hayatlarını geçirdiği yerleri görme fırsatım oluyor ki benim yabancı bir şehirde en sevdiğim şeydir; şehrin arka yüzünü görmek için ara sokaklara dalmak...

Hadi lafı çok uzatmadan olaya giriyorum, şimdi gezdiğim sokakalar ve en iyi 2. el adresleri:

ilk adres aslında bu değildi ama Metronun Schönlein Str durağında inip karşısındaki Böckhstrasse'ye girdim, yol üstünde çocuk eşyaları ve muhteşem grafik desenler görünce giremeden duramadım tabiiki:) İşte "heimat kinder";


Desenlerini seçtiğiniz şekilde kişiye özel tasarım da yapılıyor, blogunu inceleyebilirsiniz, ancak bana € üzerinden türk parasına çevirince özellikle çok kısa bir süre giyeceği yıllara yönelik parçalar bana gereksiz masraf gibi geldi. Ancak kumaş desenleri de beni benden geçirdi. O desenlerde kumaş belki türkiyede de vardır? Dikiş dikecek geniş zamanlar diledim yine evrenden...

Asıl adreslere doğru devam ettim ve aşağıda güneydoğu Berlin'de çok hoş cafelerin olduğu ve anladığım kadarıyla meskun mahalin ortası bir bölgenin bir kaç sokak manzarası...
 Diefenbach ile Graffe strassenin tam kesişimindeyim ve her köşede cafeler, bisikletleriyle gelip gazetelerini kitaplarını okurken kahve yudumlayan ya da muhabbet edenlerin oturduğu kafeler var. Ama onları çekerek rahatsız etmek istemedim. Biraz da korktum, kabul ediyorum, tek başıma ilk kez buralardayım:)


Bu iki sokaktaki adresleri bir sonraki posta bıraksam? Çok uzadı gitti....

sevgiler.


24 Eylül 2012 Pazartesi

Artist anne:(

Sevgili okur,
cuma günü işyerimizde mega fabrikalar kapsamında firmamızı çeken National Geographic firması çekim yaptı. Bu çekimde ben de bölüm müdürüm ve iş arkadaşımla bir toplantı yaparken çekildik. Daha sonra firmamızın ürünlerini kullanırken görüntülenmem ve bir çalışna olarak rutin bir günün baştan sona kısa kısa kesit görüntülerini vermem için çekim ekibiyle çalıştık. Cuma sabah başlayan çekim işi pazartesi sabahı işyerine gelip otobüsten inip kapılardan girerken çekilmem ile bitti.Bu çekimler sayesinde bir saatlik bir belgeselde toplam 10 dk bile gözükmeyeceğim sahnelerin toplamını çekmek 4 ayrı gün orda burda şurda çekim yapıldı. belgeselleri, filmleri çok çok farklı gözlerle izleyeceğim bundan sonra.

Çekimlere ve güzel geçen güneşli günümüze limon sıkan bir de badire atlattık tabii ki:( Pazar günü ev eşyalarını kullanırken çekilecek sahneler için bulunduğumuz salonda kızıma hangi oyuncağını ister diye soruyordum ki kafasını yerden kaldırmaya çalışırken feryat figan çığlık çığlığa buldum kuzumu. Zaten onu görmemle yanına gidip kafasını elime alıp onu kucaklayışım ve yerden kaldırışım hala bir yandan çok kısa sürede oldu, bir yandan da sanki beni uzaktan izliyormuşçasına hissettiğim uzun dakikalardı... İlk bakışta arkasını vurdu şimdi geçer dediysem de kafasını çevirmemle yerdeki 5 cmlik mutfak çıkıntısına (iki seramiğin birleşiminde oluşan incecik kenara) gözünün hemen kenarından şakağına kadar ince bir çizgi kanıyor. Yukarıdaki en sonunda anlamış olmalı ki "bu kızın bu çocuğa bakamadığı ortada, ben devralıyorum bundan sonra" dedi ve gözünü korudu... Kendisine müteşekkirim, gözüne bir şey olmadı. Kızımın sol kaşı, elmacık kemiği komple şişti çünkü bir dk buz dokundurtmadı, acısından ağladığı kadar bir de üzerine bir şy dokundurmak isteyince bastı çığlığı. o kadar da inatçı bir keçim var:( Neyseki gözü kapanmadı ama ramak kaldı denebilir.Yüksekten düşmediğini düşünerek hastanye gitmedik ama şimdi kendimi suçlu hissediyorum tabii ki. "Neden hastaneye gitmedik, ya bir şey olsaydı, neyine güvendin de karar verdin" gibi düşünceler oluşuyor kafamda, ne zaman? olaydan 1 gün sonra durup düşünüce. İçeride bir yandan çekimin geri kalanını bitirmek için bekleyen bire grup insan, ortam akşam 5de geri bozulacak, ilelebet burada durmayacak, tam saçma sapan bir durumda kaldım. Aslında o sırada bunların hemen hiçbirini hiç düşünmediğimin de sonradan farkına varıyorum. Hastaneye başvurma limitim nedir benim?Ama yüksekten düşmeyip beyin sarsıntısı geçirecek kadar sert çarpmadığını düşünmek istedim herhalde. Ama bunun derecesi nedir arkadaş? Ufff velhasıl oradan çıkana kadar kendimi kötü hissettim ve başıma migren saplandı kaldı uyuyana kadar...

Eşimin iş yerinde arkadaşının düğünü de akşam çıkışta evden önceki sıradaydı. Dolayısıyla baktık kuzu arab koltuğunda aydede, abisi konuşup mırıldanıp duruyor, oraya geçtik. Kişisel olarak düğünleri, nikahları çok severim, çok duygu dolu gelir, kendi kendime nedensiz bir mutluluğa girerim. Ama bu geceki düğünde kızım yemeğini yiyip omzumda uykuyu seçene kadar aklım kucağımdaydı. Ne zaman arabasına yattı, o zaman moralim düzelir gibi oldu. Aslında o sırada da rahat uyuyamıyor diye aklımın yarısı ondaydı ama çalınanlar beni pistlere çıkardı. Daha doğrusu öyle genç ve oynamaya kurulu gelmiş bir arkadaş ekibi vardı ki kendi grubumuzdan bir kaç kişiyi pistte bulduğum gibi koştum. toplamda da bir 10 dk oynamışımdır. E düğünler oynamak için, kurtları dökmek için, üzerimizdeki günün karasını, sıkıntısını biraz olsuın unutmak için...

Sabah annemler kuzumun boksör gözünü görünce şok olsalar da iyileşecek diye düşünüp 1 hafta ona o halde bakmak çekeceğimiz en büyük dert olsun...Minik yavrum acısını çekiyor zaten.

geçmiş olsun, bizi kollayan bir güç varsa eğer seni bize bağışladı meleğim...

beceriksiz artiz...

22 Eylül 2012 Cumartesi

mercimek oyunu

Merhabalar,
Haftasonu evde neler yapıyoruz?
Duyu havuzumuz yok, duygusuz bir ananın çok duygusal kuzusu kendini şu şekillerde eğliyor ; kitap okumak (anası ona ne okursa okusun bildiğini okumak:), hayvanlarından şanslı talihli olanını elinde ordan oraya gezdirmek ve gün içerisindeki tüm aktivasyonlarına dahil etmeye çalışmak...

Bir sabah da kahvaltıyı uzun bir seramoniden sonra tamamlayabilip mutfağı böceklerden korunmak üzere yiyecek artıklarından temizlemek ve üzerimizi başımızı insan içine çıkılacak hale getirmek amacıyla Su kuzumu eğleme aracı olarak çok sevdiği mercimekleri seçtik. Daha doğrusu o seçti. Mutfak rafında daha önceden oyun için ayırdığımız yemeklik statüden oyunluk - evde dağınıklık statüsüne geçen mercimeklerinin kavanozunu istedi. Dağıtıyoruz ama sınırlar içinde:)!!! diyerek ondan tepsisini getirmesini istedim, kuzum, kuzu kuzu getirdi. oyunun sonunda tepsinin sadece dekor olduğunu gördük ama zaten bu önceden tahmin edilebilir birşeydi:) Bu gibi durumlarda artık çok da ev düzenini takasım yok, salmışım zati...

Hatta dağınıklığımızın belgelenmesine ve afişe edilmesine tanıksınız:) buyrunuz mercimek oyunu hallerimiz.


Bu muhteşem eğlencemiz sadece 20 dakika kadar sürdü sanırım, Sonra tabiiki kendimizi dışarıda bulduk:)

Sevgiler...

18 Eylül 2012 Salı

Günler geçiyor- KuzuSu büyüyor

Merhaba,
Kuzu bir büyüyor, her gün bir yeni yeni cilveler, tavırlar, ben hep yaşıyorum, anlatmaya vakit kalmadan kendimi ertesi sabah Su kuzumun yatağından kalkarken buluyorum.

Ayse anneanne, Oukku dede, (neyseki son iki haftadır) babaanne, abisi, atti sözlüğün ilk sıralarında. Adını Sue şeklinde telaffuz etse de onu da öğrendiği için mutluyuz:) Okul arkadaşlarından çok bahsetmez kuzum ama dilli düdük saatindeyse isimlerini saydırmak mümkün oluyor. Bir de tabii ki bizim anlayamadığımız ama onun çok iyi konuştuğu kendi dünyasının dili var ki her gün sürekli bir şeyler ekleniyor o dünyaya, dolayısıyla her akşam biz işten geldiğimizde anlatacak çok şey çıkıyor.

Uçağa bindiğimizden yürürken nerede olursak olalım uçak görüp, evdeysek duyduğumuzda pencereye koşup gözden kaybolana kadar izliyoruz. Uçak taklidi yaparak evde dolanmak, eline BİM'den alınma minik bir uçakla uçak sesi çıkartarak vakit geçirmek son haftaların favori oyunları.

Bir de kuzunun araba, kamyon,tren sevdası...İki minik uçuçböceğini arabasına bindirip (Abisini arabası:) ordan oraya gezdirir durur...Haftasonu neler yaptın derseniz Su'yun yemediği yemekleri yapıp (özellikle değil tabi ben yaptım o yemedi:(  geri kalan vakitte de onunla oyun oynadık.

Haftaiçi resim yapma hevesini okulda iyice giderdi sanırım:) Dolayısıyla bu haftasonu tüm boya kalemlerini eve taşımış olsak da daha çok hamurdan yemek yaptık, kuş yaptık,Köydeki ev için Praktiker ve Carrefourda yürüdük yürüdük yürüdük ama yorulmadı kuzumuz??? Ertesi gün hayvanat bahçesine gittik, arabasına binmemek için inat ettiği için 2 saati aşkın yürüdü. Oto koltuğuna poposu değer değmez gözleri kapandı diyebiliriz. Sonra ne oldu? eve 15dk sonra girer girmez yatağına değdiği gibi gözleri açtı, acık sol acık sağ, sonra zıpla ayağa...Orda burada sürünmekle yetinemeyip en sonunda saat 6 sularında atti diye diye dışarı atıp kendimizi koltuğuna oturmamak için inat edip Bostanlı iskeleye kadar yürüyüp dönerek, Artık girne'nin başında babasının omzuna binmeyi kabullendi inatçı keçim. eve girerken babasının kafasının üstünge minik gözler çoktan kapanmıştı. Artık nasıl yorulduysa ilk 2 saat yatakta dönmedi bile...

Ah güzel kızım,sana yaptığım akşam yemeğini de yiyemeden, sütünü bile içemeden uyudun gittin. Anan seni evde besleme konusunda her haftasonu sınıfta kalıyor. Çok sıkıldım, havlu atmak üzereyim...

Şimdilik bu kadar, kısa zamanda yeni postlar yolda...hergün bir şeyler birşeyler...

17 Eylül 2012 Pazartesi

Başka bir okul mümkün!!!

Başka bir okul mümkün sevgili okurlar,
nasıl mı? 

"İlk BBOM Okulları Eylül 2013’te Açılıyor!

Başka Bir Okul Mümkün (BBOM) Derneği; Çocuk Haklarına Sözleşme’sinde belir­lenen hakları hayata geçiren, çocukların kendilerini gerçekleştirmelerini sağlayan, katılımcı demokrasiyle yönetilen, ekolojik dengeye saygılı ve ticari kar amacı güt­meyen okullar kurmak; bu eğitim anlayışının yaygınlaştırılması ve benzer başka okulların hayata geçmesi için model teşkil etmek vizyonu ile üç yıl önce yola çık­mıştı. 2013-2014 öğretim yılında İstanbul ve Muğla/Bodrum'daki BBOM okulları­nın öğretime açıyoruz.
Takipçilerimizin bildiği üzere, okulumuzun kuruluşu için somut adımlar attığımız bir döneme girdik. Kooperatifimizin kuruluşu da bunun ana aşamalarından biriydi. “Başka Bir Okul Mümkün!” dediğimiz için, bunca zamandır yaptığımız çalışmalarla okulumuzu öğrencileri, öğretmenleri, tüm çalışanları, ebeveynleri, binası, bahçesi ile bir araya getirmenin eşiğindeyiz artık. Bu süreçte hepimiz işlerinden, evdeki sorumluluklardan, çocuklarımızla, dostlarımızla geçireceğimiz zamanlardan arttıra arttıra emek harcadık. İlk BBOM Okulları Eylül 2013’te açılıyor.
7 Ekim 2012 Pazar günü İstanbul’da kapsamlı bir tanıtım ve dayanışma toplantısı düzenliyoruz. Kolektif çalışma yapımıza dahil olmak isteyen yeni gönüllülere gel­diğimiz aşamayı aktarmak, BBOM Eğitim anlayışını tanıtmak, İstanbul BBOM Okulunun açılışa dair süreci, katılım koşullarını paylaşmak amacıyla yaptığımız bu toplantıya “Başka Bir Okul Mümkün!” diyen herkesi bekliyoruz.

Tarih: 7 Ekim, Pazar  Toplantı saati: 15:00-17:00 Kokteyl: 17:00-18:00
Yer: Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs Demir Demirgil Toplantı Salonu

Toplantı saatleri sırasında Serkan Kırmızı “Davulumdan Masallar”la çocuklarımızla birlikte olacaktır. (Etkinliğe katılım ücretsizdir.)"

http://baskabirokul.blogspot.com/

BBOM, 2010 yılından beri internet üstünden blog tutuyor ve nasıl olduğunu  ilerleyen tüm aşamaları, çalışmalarını şeffaf bir şekilde sunuyorlar. Çocuklarımız geleceğimiz diyoruz da onların geleceği için endişe duymuyor muyuz? Ben şahsım adıma diyebilirim ki çok çok çok şüphelerim var başlarına gelecekler konusunda.
BBOM oluşumuna dahil olmayı çok isterdim. Antalya ve Ankarada bu oluşuma destek verip fikri anlamda aynı örgütlenme yolunu paylaşan gruplar facebookda paylaşımlara başlamışlar.
İzmir'de neden olmasın?sizin oturduğunuz yerde neden olmasın?

Haydi, bu oluşumun yayılmasına yardım ederek çocuklarımızın daha özgür gelecekte yaşamasına çalışalım.

Can Uçkan Yüksel

feribot keyfindeyiz

Merhabalar,
köyde vakit zaten hep aynı dinginlikte. Özellikle Su Ediz abisiyle oyun oynamay alıştı, Ediz onun varlığına alıştı, Su demek dayısının gelmesi demek, haftasonu Su ile ve "mümkünse" dayısıyla oynamak haftasonu rutinine dönüşmek üzere...

Su da köyde çok rahat, taş toprakta yürümek dengesini bayağı arttırdı. Bağda sıra aralarında topraklara bata çıka pek bir güzel yürür, yolunu rahatça bulur oldu.

Ama bu keyifleri bırakıp da haftaiçi anne babanın işe gidip gelmesi, kapalı ortama geri tıkılmaca nasıl olacak? Bu kız nasıl bu kadar içtenlikle gülüyor peki? Çünkü o minik cimcime, haftasonu köy dönüşü yakaladğımız feribotta bir koltuk senin diğeri benim inip binip oyun oynaıp duruyor. O minik cimcime bir dışarı çıkıyor, bir içeri giriyor, koltuklara tırmanıp camdan bakmaya çalışıyor, anne baba peşinden dolanıypruz feribotun dört bir yanını:)İşte bu haftasonlarından bir kaç kare...

Gül yüzün hep böyle gülsün kızım...

4 Eylül 2012 Salı

Bir dönemin sonu...

Merhabalar,
bu bölümümüzde 5 gün süren Almanya iş seyahatim boyunca kızımı nasıl özlediğimi ve her fırsatta nasıl ona 2şer 3er bişiler alarak vicdanımı rahat ettrimeye çalıştığımdan bahsetmeyeceğim. Her çalışan anne kuzusundan ayrı geçirdiği her dakikada içgüdüsel olarak daha da bir algıda seçivi olup sürekli yavrusunun hoşuna gidecek birşeyler bulma, çabasında mıdır bilemem ama bana öyle geliyor...

Yazının asıl amacı dönüşte kuzuya meme vermeme durumuyla ilişkili...Evet, hayatımızda önemli bir dönemeçteyiz, bir devrin sonundayız (muhteşem sülüman devri:) 2 yıl çok zorluklarla ama çok sevgi ve duygu yoğun alarla dolu bir emzirme süreci yaşadım. meme ucu kanaması, ıslak tshirtler, zamanında gelmeyen sütler, depo kapısı arkasında günde 3 öğün sağım seanslar... ama 2 yıla uzayan bir anne sütü ve bebek ilişkisi. Yine olsa yine yaparım, eğer kendi kendine uyuyabilen bir bebğim olsaydı kendi bırakmasını bile beklerdim...Ama maalesef geceleri kendi başına uyumaması ve beni emzik olarak görmesi sorunsalı artık sadece gece emen kızım için emmenin bitmesi anlamına geliyordu.5 günlük iş seyahatimden eve gece 4de girdiğimde yerde yatan kocca tosunumun tüm gece hiç uyanmadığı bilgisiyle aksiyon almam gerekliliği kesinleşti.

Bensiz geçecek beş gün memeyi unutması, onsuz uykuya dalması ve gece uyanmadan devam edebilmesi açısından önemli bir başlangıç olacak diye planlamıştım. Çünkü her gece 2-3 kez acıklı bir "anne" nidasıyla odasına çağırıp "ne oldu kuzum" diye eğilince de "memmme" diye sayıklayarak yapışır, sonra hiçbirşey olmamış gibi poposunu döner uykuya devam ederdi. Minik vampirin bu gidişatını, 2 yaşını geçtikten sonra benim bir türlü bebeklikte kıvıramadığım kitap okuyarak, masal anlatarak, süt içip uykuya dalma şeklinde bir ritüelle değiştirmenin gerektiğini hissediyordum. Anne memesinde avunmak duygusal olarak bir ihtiyaç ise kendi başına uykuya dalabilme de bu yaşlarda geliştirilen bir davranış ve bunu ebeveyn öğretecekse şimdi zamanı geldi dedim kendi kendime. Çünkü değişimi erteledikçe varolan durum daha kemikleşiyor. Özelikle artan yaş ile kızım akıllandıkça ve süper inatçı karakteri oturdukça değiştirmesi güç bir hal alıyor... 

Sabah bir iki saat uyuduğum odamdan çıkıp geldiğimi gördüğünde elinde sütü, babasıyla karşılıklı uzanmışlar Tvdeki Caillou ile konuşuyordu. Beklediğim gibi boynuma sarılma falan olmadı ama hemen bir sırnaşma moduna geçiş ile bana Caillou'nun neler yaptığını anlatmaya başladı. Daha da sokuldu, sarıldı ama öğlene kadar meme diye sormadı, gariptir işten dönünce ilk onlara saldırır, bir süre emince kendine gelir, günlük oyunlara dalarız. İçimden bir "oh" çektim, taa ki ilk istek gelene kadar. 

"Eskiden kollarını kaşıyordun, kabuk bağlıyordu yaralar, uff oluyordu ya? işte öyle olmış memeler, hem süt de artık gelmiyormuş" dedim. Bozuldu ve sinirlenip alt dudağı ağlamaya başlama titremesine girdi. Ama ben hemen "Artık her meme istediğinde anneye sıkıca sarılıp saçlarıyla oynayabilirsin, gele bakalım, sarılalım" dedim, hemen sarıldı tabi kuzu gibi. 

Gün içinde çarşı, alışveriş, nikah temposu zaten sürekli bir aktivite olduğundan memeyi çok aramadı ama gündüz uykusuna geçiş süreci akşam 6yı buldu. Gece düğünden sonra zaten çok uykusu olduğundan çok mıkırdanmadan azıcık kucak yeterli geldi. İlk gece hafif badirelerle atlatılınca ikinci gecemiz iyi geçecek zannettim. Yanılmışım:)

Uykuya geçiş kısmı şaşırtıcı derece kolay oldu. Bir renkli hikaye kitabıyla ağzına kondurduğum emzik sayesinde öykünün yarısında gelemeden yan dönüp saçlarıma minik ellerini doladı ve gözlerini kapadı. Gecenin 3üne kadar problemsiz uykuya devam. Sonra bir uyanış, pir uyanış, sadece kucağıma alıp evde dolanınca sakinleşiyor. Ama 12 kiloluk bu minik hipoyu ben ne kadar uzun süre dolandırabilirim, ve tut ki dolandırararak uyutmaya alıştı, bu sefer her uyandığında kalkmak istemeyecek mi? Netekim pzt günü de aynı durum tekrarladı. Dünkü gibi kitapla kısa bir sürede uykuya dalış ve aynı saatlerde uyanıp bağıra bağıra ağlamak suretiyle apartmanı ayağa dikme süreci. İşin kötüsü, gece uykulu olduğumdan daha çabuk sinirleniyorum, ve aslında tam da uyanamıyorum, bir yere çarpacağım edeceğim diye de korkuyorum kucağımda debelenen koca çocuk, ev tepiş tepiş eşya, alacakaranlık ve benim yarı açık gözlerim muhteşem tehlike kombinasyonunu oluşturuyor.

Neyse şimdilik bu  seyirde devam edeceğiz sanırım. Kızımın inatçı bir karakteri olduğunu doğduğundan beri biliyorum, Bir aslan, bir koç ile birbirine tosa tosa anlaşacak:)

Her bebek ve annesi arasında hem uluslararası benzerlikleri bulunan hem de çok çok kendine özgü bir bağ olduğunu düşünmekle birlikte deneyimli annelerden gelecek her yoruma açığım.En azından kendimize göre yorumlayabileceğimiz süreçler öğrenebilirim.

iyi uykular, ve umarım tüm emziren anneler en az benim kadar şanslı olurlar da 2 yaşına kadar doya doya emzirirler...

sevgiler...